Bugun...
Irmağın Suyunu İçmeyenler


İsmail Gürol Uğurlu
ismailgugurlu@mynet.com
 
 

Poskıranlı İsmet Efendi, son hac yolculuğunun ardından kelamı uzatmaz muhataplarına sadece Kur’an
okuyan, heybetli olduğu kadar da yufka yürekli, hizmet ehli bir pirifânidir. Hayatının bu son deminde
emektarı, kardeşliği, teşrifatçısı Cemil Efendi ve ters tabiatlı, kaprisli hanımı ile küçük bir dergâhta
yaşar. Balat’ın unutulmuşluğunun ve örselenmişliğinin aksine her gün ziyaretçisi olan bu dergâh,
hayat serüveninin getirmiş olduğu fırsat, gaile, musibet, hayır, şer gibi iniş ve çıkışları, Yaratanı
nezdinde ‘lehinde veya aleyhinde’ olup olmadığını öğrenmek isteyen her kesimden müminlerle dolup
boşalır.

Yine bir akşamdır. Balat’ın arka sokaklarına sinmiş yoksulluk ve derbederlik, dergâhtan içeri adım
atılınca güçlü bir arınmışlık ve huzura yerini bırakır. Teşrifatçı Cemil Efendi, hizmet ve gönül
adamlarında görülebilecek bir içkinlikle misafirler ile Şeyh arasında mekik dokur. Bu kez gelen üç genç
adam adına söz alır. ‘Seydam, bu Mustafa kardeş, inşaat mühendisi. Belediyede müdür olacakmış, bu
Ahmet kardeş polis, narkotiğe komiser olarak atanmış. Muhammed kardeş ise maliyede, başmüfettiş
olarak tayini gelmiş. Pozkıran’lı gözlerini diker ve bu üçlüyü dikkatlice uzun uzun süzer ve sonra
uzaklara dalıp gider… Birden yüksek ses ile ‘Bakara 249’ı oku bakalım hafız’ der.

Tâlût askerlerle beraber (cihat için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim onun
suyundan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi.
İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince:
Bugün bizim Câlût'a ve askerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzuruna
varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah
sabredenlerle beraberdir, dedi (Bakara / 249)

Cemil Efendi “Anladınız mı canlar?” diye sorduğu üçlüden çıt çıkmaz. Şeyh kalkıp gider. Cemil Efendi;
“Hazmı zor olan meselenin sonu rahmettir” deyince, muammayı çözen diğerlerine haber versin deyip
ayrılan bu üç genç adam, o geceyi tefsir kitapları ile geçirirler. Mesele gelip ırmak ile imtihan
edilmekte kilitlenmektedir. Irmaktan kana kana içmek yâ da bir avuç içmek. Kana kana içenler o an
kuvvetlenmiş sanmışlar, ama ırmağı geçince güçlerinin tamamını kaybetmişlerdir. Bir avuç su
içmekten kasıt nedir sorusu ise başlayacakları memuriyetleri öncesinin ilk imtihanlarıdır.

Mustafa görevinin ilk haftası da önüne ödenmesi gereken hakedişler bekler. Hakedişle ilgili yaptığı
şantiye ziyaretinde şaşırıp kalır. Yapılan işler ile düzenlenen hakedişler arasında korkunç bir fark
vardır. Yine de ‘bilmeyen birine yaptırmışlar bu hakedişi’ diye toz konduramaz kardeşlerine. Sonra
esas rakamlarıyla düzelttiği hak edişleri, gereği yapılsın diye geri gönderir. Bunun karşılığında takdir
beklediği üst düzey yönetici, “Hak ediş dosyasını değiştirmişsin bu ne hızlı giriş” diye gürler. “seni
bizdensin diye buraya aldık, senin bizimkilerin şirketine yaptığına bak. Biz buralarda kadrolaşıp bu

toprağı İslamileştirmek için çalışırken sen taş koyuyorsun. Komünistler birbirini tutarken senin dava
arkadaşlarına yaptığına bak’ Bu aba altından sopa göstererek şuurlandırma seansı bir saat sürer. Son
söz ise; ‘Dosyaların sayfaları sana eksik gönderilmiş, tekrar kontrol et ve raporunu ona göre düzelt’
şeklindedir. İncelediği dosyanın altında 3 yıllık maaşı kadar kabarık zarfını fark edince irkilir. Zarfı alır,
üstüne ‘biz bu ırmaktan su içmeyeceğiz’ diye yazar ve ilgili firma sahiplerine geri gönderir. Ama asıl
imtihan onu evde beklemektedir. Hanımı, ‘bu gün gelen başörtülü hanımın kocası size iş yapıyormuş.
Çocuğun notları iyi diye bu laptopu hediye etti’ deyince başından aşağı kaynar sular dökülür. “işte bu
bir avuç su bu olmalı” diye iç geçirmesini fark edemeyen hanımı bu cömert hediyeye sevinemeyen
kocasını garipser…

Ahmet komiser gizli bir operasyonla ele geçirilen uyuşturucu dosyasını incelerken, yakalanan ile rapor
edilen arasında bir milyon hap eksik olduğunu fark edince çok çarpıcı bir rapor hazırlayıp amirlerine
sunar. Lakin ertesi sabah, çok gizli sivil bir yetkili(!) ona dosyaya itirazının haksızlığını anlatmak için
ziyaret gelir ve ‘Bu haplar düşmanımızın gençlerine gitti. Para ise bölücülerle mücadelede
kullanılacak ki ülke kan gölüne dönmesin” diye uyarır. Yetkisi kendinden menkul bu sivil yetkili onun
yüzüne uzun uzun bakıp Ahmet’in bu ırmaktan su içmeyeceğini anlayınca “evine git bir daha düşün
“diye tembihler. Düşünceli ve yılgın olarak vardığı yuvasında hanımı onu sevinçle karşılar. Elindeki
uçak biletlerini havada sallayarak “Rüyalarımız gerçek oldu bey. Bak ikimizi de kırk günlük hacca
gönderiyorlar; tövbe etmek ve arınmak için iyi bir fırsat’ der. Ahmet’in “Bu uçak, o ırmağı geçemez ki”
cevabını farklı bir iklimin heyecanına kapılmış hanımı duyar ama anlayamaz.

Muhammed ise daha ilk görevinde, abonesi olduğu, yıllardır İslami ekler veren bir gazetenin ve o
gazetenin bağlı olduğu holdingin büyük bir yolsuzluğunu ortaya çıkarır. Bunun üzerine ona da
yukarılardan ‘Gazete bir milyon satınca ülke kurtulacak, uyan artık’ diye ikaz edilerek medyanın
bizden olmasının faydaları hatırlatılır. O gün giydiği takım elbisesinin ceketini kuru temizlemeye
vereceği için ceplerini boşaltan hanımı bir tek taş yüzük bulur. ‘ilk maaşından bana tek taş yüzük
almış’ diye havalara uçar. Bunu öğrenen Muhammed ise hüzünlenmiş “bu yüzüğün taşı nerede çıkıyor
biliyor musun“ diye sorunca, “derin sulardan herhalde” diyen hanımın cevabına itiraz ederek der ki;
“Hayır, yasak ırmağın yatağından”

Yine bir akşamdır. Balat’ın arka sokaklarındaki yoksulluk ve örselenmişlik, ırmaktan kana kana su içen
bahadırların ihanet abideleri gibidir. Denizden gelen bıçkın bir rüzgârın kesip attığı hayatlar, yarınsızlık
ve adaletsizlik girdabında derbederdir. Cemil Efendi, dergâhın eşsiz dinginliğine sığınan bu üçlünün,
birbirinden habersiz eş zamanlı gelişlerini derin bir sükûnet ile karşılar. Şeyhin huzuruna çıkardığı
üçlüyü. “Seydam’ der, ‘bu üç kardeş çok susamışlar ama yine de ırmaktan su içmemişler ” Poskıranlı
odasından bir zemzem sürahisi ile döner. Bu onun son nefesinde dudağına sürsünler diye kefeni ile
birlikte sakladığı zemzemdir. Yüzünü dolunay gibi parlatan bir tebessüm eşliğinde zemzemi onlara
tek tek ikram eder. Üçlü kana kana içerler; Hacer’e sunulmuş o berrak ve tertemiz sudan…

İsmail Gürol Uğurlu
İnşaat Yüksek Mühendisi



Bu yazı 252 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI