Doç. Dr. israfil KURTCEPHE ile Dr.Suat AKGÜL’ün birlikte hazırladıkları ve günümüzüde ilgilendiren çok önemli bir yazı okudum.Bu yazı 30 yıldır Güneydoğu Anadolumuz da devam eden olayların neden bitmediği hususunda bize ışık tuttuğu için sizlerle paylaşmak istedim.Fakat bu yazıyı paylaşmaktaki amacım Kürt kardeşlerimi kötülemek değildir.Ama Kürt kardeşlerimizde kendi üzerlerine oynanan oyunların farkında olup bu olup bitene son vermesi gerekmektedir, 1071 yılında yapılan Malazgirt savaşında Bizans’lıları bozguna uğrattıktan sonra Anadolu’yu Kürt kardeşlerimizle birlikte yurt edindik.Bu önemli savaşta Sultan Alpaslan’ın ordusu içinde Kürt aşiretler de vardı.Kürt aşiretlere mensup kişiler bu önemli savaşta gerçek kahramanlık örnekleri sergileyerek savaşın kazanılmasında önemli rol oynadılar.Sultan Alpaslan da Kürt aşiretlerin yaptıkları bu fedakarca davranışlarından dolayı onları hiçbir zaman ayırmamış ve Türk boylarıyla beraber Anadolu ya yerleşmelerine izin vermiştir.Bu olaydan sonra Türkler ile Kürtler beraber yaşamaya devam etmişler hatta birbirleriyle kız alıp kız vererek akraba olmuşlardır.Şimdi bu önemli yazıyı okuyarak oynanan oyunların farkına varıp hep beraber bu çirkin oyunu bozalım.
Ruslar'ın Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu'su ile ilgilenmesi
1805 yıllarına kadar inmektedir. 1805 yılında Kürt aşiretleriyle temas
kuran Ruslar 1828-1829 ve 1853-1858 Osmanlı-Rus harplerinde
bu ilişkilerini daha da geliştirdiler.
Ruslar 1829 Osmanlı-Rus harbinde Kürtler'den bir, Kırım Harbinde
de iki Alay teşkil ettirmiştir.
Bu gelişmelerin ardından Rusya'nın yoğun bir şekilde bir "Kürt
Politikası" oluşturmaya çalıştığını görüyoruz. Özellikle Doğu Türk
illerinde görevlendirdikleri konsolosları ve elçilik görevlileri vasıtasıyla
bir takım bilimsel ve siyasi çalışmalar yaptılar.
1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi başlangıcında Erzurum'daki
Rus konsolosu ile irtibat kuran bazı Dersim aşiretleri "muharebe sırasında
Dersim'in Ruslar'a yardımda bulunacağını" beyan ettiler.
Bundan sonra özellikle Dersim bölgesi ile ilgilenen Ruslar bazı aşiretlerin
desteğini sağladılar.
Ruslar, Osmanlı Devleti'nde meydana gelen bazı iç isyanlara
da destek verdiler. Bunlardan Kırım harbi sırasında ve sonrasında
Van, Bitlis, Siirt, Hakkari ve Musul'da çıkan "Şir Yezdan İsyanı"
ile 1880 yılında çıkan "Şeyh Ubeydullah İsyanı" Rusya tarafından
teşvik ve destek görmüştü.
1904 yılında Sasun, Muş ve Van'da çıkan isyana Ruslar, Kürtler'le
Ermeniler'i birleştirmek ve bir Ermeni ve Kürt devleti kurdurmak
maksadıyla destek vermişti.
Rusya, İngiltere'yle yaptığı 1907 anlaşması ile Ortadoğu üzerinde
yeni bir politika oluşturmaya başladı. Bu anlaşmaya göre
İran'ın kuzeyi Rus, güneyi ise İngiliz hakimiyeti altına girecekti.
Böyle bir durum Osmanlı Devleti'nin doğu vilayetleri ile Irak bölgesini
tehdit eder bir hale getirmekteydi. Osmanlı Devleti'nin iki
büyük düşmanı olan Rusya ve İngiltere "Osmanlı'nın doğu sınırlarını
bir çember içine almak istiyorlardı.
Ruslar bu anlaşma sonrasında İran'ın itirazına rağmen İran'ın
kuzey ve kuzeybatısına asker ve silah yığmaya başladı. Ardından
Azerbaycan'a ve özellikle Osmanlılar tarafından öteden beri büyük
bir önem verilen ve Osmanlı kayıtlannda "Neviihi-i Şarkiye" namıyla
bilinen Lahçeban üzerine de siyasi ve askeri baskı yapmaya
başladılar.
Ruslar, Osmanlılan buradan çıkarmak için bölgedeki aşiret halkını
Tebriz, Hoy, Selmas, Rumiye ve Savucbulak konsoloslukları
vasıtasıyla Osmanlı Devleti aleyhine çevirmek için çeşitli tertipler
düzenlediler. Bölgeye askeri birlikler göndererek Osmanlı sınırlarına
bir takım tecavüzlerde bulundular.
Bundan başka konsolosların gizli tertipleriyle Osmanlı ve İran
aşiretlerini, Karani Ağa, Ağapetros, Simko, Abdürrezzak gibi şeyhleri,
Osmanlı aleyhine kışkırtmışlardır. Bunlar vasıtasıyla Kürtleri
ve Musul sınırına kadar uzanan sarp arazide yerleşmiş bulunan
Nasturiler'i külliyetli paralar ile ayaklanmaya sevk ettiler.
Celiili havalisinde sakin Abday Aşireti reisi Simko Ruslar'dan
muntazaman para yardımı aldığını itiraf etmiştir. Rumiye ve Selmas
civarındaki Nasturiler de Ruslar tarafından silahlandırılıp askeri eğitime tabi tutuluyordu. Ruslar kendilerine katılan aşiretleri
ödüllendirip boyun eğmeyenleri için tehdit ediyorlardı. Barzan Şeyhi
Abdüsselam, Tiflis'e getirildi. Kendisine para ve yiyecek yardımı
yapılarak aşiretleri Rusya hesabına celbetmeye memur edildi. Sonuçta
Abdüsselam Komitesi Osmanlı sınırlarına hücuma geçerek
bölge halkına zulüm yapmaya başladı.
1913 yazında Van ve Erzurum vilayetlerinde Ermeniler, Yezidiler
ve bir kısım Kürt aşireti Ruslar'la irtibat kurdular. Hatta bazı
Kürt Şeyhleri Rus büyükelçisine "Rusya hesabına çalışacaklarına"
dair mektup yazdılar. Haydaranlı Kör Hüseyin Paşa büyükelçi Akimoviç'e
"Rusya'ya bağlanmak istediklerini" bildirdi.
Bedirhanlılar Ruslar'dan silah yardımı talebinde bulundular.
Yusuf Kamil Bedirhan ve amcaoğlu Süleyman, Rus büyükelçisinden
Türkiye'de isyan çıkarmak ve Rusya'yla birleşmek için kendilerine
yardım edilmesini istediler.
Şirvan, Siirt sancağı etrafını temsilen Kör Hüseyin Paşa ve Yusuf
Kamil Bey Tiflis'e götürülerek Ruslar'la anlaşma sağladılar.
Ruslar, Kürtler'in liderinin Abdürrezzak Bedirhan olmasını istedi.
Abdürrezzak Bedirhan 1913 Şubatında Rusya'nın Hoy'da bulunan
konsolos vekilinden çeşitli yardım taleplerinde bulundu. Daha
sonra Rusya'ya giderek bir takım gizli tertipler içine girdi. Abdürrezzak'ın
faaliyetleri ile ilgili şu belge oldukça dikkat çekicidir:
"Fon Kallem tarafından Kafkasya Valisi'ne 26 Mart 1914 tarihiyle
gönderilen 262 numaralı gizli işaretli mektup:
Kafkasya Kumandanlığınca pek iyi bilinen Kürt milliyetçisi
Abdürrezzak bugün Tiflis 'e doğru yola çıkıyor. Abdürrezzak'ın Petersburg'da
uzun süren ikameti sırasında Dışişleri Bakanı'ndan aldığım
emir üzerine kendisiyle evimde birkaç defa görüştüm. Abdürrezzak
sürekli muhabir ve Kürtler ile Iran ve Türkler arasında
nüfuzumuzun yayıcısı sıfatıyla istihdam edilmesi kararında idi.
Abdürrezzak'a şimdilik yüklenen başlıca vazifelerden biri
Kürtler ve Ermeniler ve Süryaniler arasında bir dayanışma sağlamaktan
ibaret olup bu dayanışmanın Kürtlerin menfaati için olduğu
kendisi tarafından da bilinmektedir. Bu maksatla Abdürrezzak buradaki
Ermeni yetkilileri ile görüşmeler yapmış ve bu kişilerle bir
Ermeni-Kürt İtilaf Cemiyeti'nin oluşmasını sağlamıştır. Bu komitenin
kararı üzerine ya Tiflis'de veya Kafkasya'nın diğer uygun bir
yerinde buna benzer diğer bir komite teşkil etmek üzeredir. Abdürrezzak
herşeyden evvel bununla meşgul olmak arzusundadır. Bu isteği
Sazanof tarafından tamamen tasvip olunmuştur.
Osmanlı Kürtleri arasında doğrudan doğruya nüfuz etmek hususuna
gelince Abdürrezzak'ın burada oldukça etraflı bir surette tertip
etmiş olduğu program, eğitim, sağlık gibi meseleleri de içermektedir.
Yalnız Abdürrezzak'ın teklif ettiği şeylerin büyük bir
kısmını şimdilik gerçekleştirmek güçtür. Bu meselenin etraflıca inceleneceği,
Kürdistan'da mevcut Konsolosluklara ilaveten birkaç
konsolosluk açılacağı zamana bırakılmıştır.
Meselenin ayrıntılı incelenmesi ve bu programın uygulanması
o zaman mümkün olacağından bu vakit gelene kadar Osmanlı Devleti
aleyhine her hareketi dikkatli bir şekilde yapması ve hatta Osmanlı
sınırında olan civar mahallerde görünmemesi kendisine tenbih
ve ihtar olunmuştur.
Abdürrezzak'ın İran tabiyetine girme ve İran Kürdistanı'nda
önemli bir memuriyet verilmesi isteği şimdilik uygun değildir. Şurası
önemlidir ki; Iran, Abdürrezzak hakkında Tahran'da defalarca
şikayette bulunmuş ve Abdürrezzak'ın İran'dan uzaklaştırılmasını
ısrarla isteyen Türkler'den çekindiği için böyle bir isteği olumlu
karşılamaz.
Bu düşüncenin gerçekleşmesi isteğinin Bab-ı Ali ile olan münasebatımızca
pek çok olumsuz etki olduktan başka Osmanlı-İran
sınır düzenlemesi işlemini tamamiyle ihlal edeceğinden korkuluyor.
Zira Türkler, Abdürrezzak'ın Kürdistan'da bir memuriyete getirilmesini
kendilerine karşı açık bir tahrik olarak kabul etmektedirler.
Bununla beraber Abdürrezzak'ın Tiflis'ten Tebriz'e girmesi
orada geçici ikametle meselenin şimdilik halli bir dereceye kadar
kendi elinde bulunan Azerbaycan Valisi Şecaüddevle ile anlaşma
sağlaması kararlaştırılmıştır.
Durumu size bildirir ve Kafkasya Valisi tarafından Sazanofa
gönderilmiş olan 3/16 Ekim tarihiyle ve 10783 numaralı gizli telgrafın
alınmasına kadar yani geçen Ekim'de Dışişleri Bakanlığı'nın
Abdürrezzak'a 300 ruble tahsis eylemiş olduğu ve onun başarıya ulaşıncaya kadar bu miktar paranın verilmesine devam edilmesini
beyan eylerim.
Bütün bu gelişmeler Nisan 1913 yılında Diyarbakır'da Bedirhanlar'ın
önderliğinde bir isyanın çıkmasına yol açtı. Diyarbakır,
Harput ve güneydoğu Türk illerindeki bir çok bölgede Kürtlerin
Rusya'ya bağlanacağı söylentileri dolaşmaya başladı. Türk kuvvetlerinin
müdahalesi üzerine bu isyan hareketi fazla gelişme gösteremedi.
Ancak buna rağmen gerginlik devam etti.
Ermeniler'le bir irtibat kuran Hizanlı Şeyh Said Ali ve onun
adına harekete geçen Molla Selim 1-2 Nisan 1914 yılında Bitlis'te
bir isyan girişiminde bulunurlar. Bu isyan girişiminde başarısız
olan Molla Selim üç kişiyle birlikte Rus konsolosluğuna sığındılar.
"Rus konsolosluğunda başlayıp Rus konsolosluğunda biten" bu isyanla Rusya'nın, Ermeni ve Kürt yakınlaşmasını sağlamaya çalıştığı anlaşılmaktadır.
Ruslar Bitlis isyanının bastırılmasından hemen sonra Osmanlı
Devleti'nin Doğu vilayetlerine karşı saldırıya geçti. 27 Ağustos
1914'te Muradiye kazasına tecavüzde bulunan Ruslar, Kürşad'da
Çilli mevkiinde Osmanlı kuvvetleri ile çatışmaya girdiler. 8 Eylül'de
ise Bayezid'in 26 km. doğusundaki Girberan köyüne tecavüzde
bulundular. Türk kuvvetleri müdafaa ile yetindiler.
Ruslar Eylül ayında Selmas'da 400 kişilik bir Ermeni çetesini
hazırlayıp silahlandırmışlar ve kendi askeri kuvvetleriyle birlikte
Türk sınırlarından içeriye girmeye teşebbüs etmişlerdir. Bu çete ile
Türk kuvvetleri arasında şiddetli çarpışmalar olmuştur.
Abdüsselam, Bacerki civarında Türk kuvvetlerinin eline geçti.
Ruslar kendi hesaplarına çalışan Abdüsselam'ın yakalanması
karşısında büyük bir infiale kapıldılar. Kendi taraflarına çekemedikleri
Kardar aşiretini büyük bir katliama tabi tuttular. Aşiretin erkeklerini
süngülerle katlederken kadınlarının ırz ve namuslarını kirlettiler.
Bu vahşiyane hareket ile diğer bazı aşiretler korkularından
Ruslar'ın tarafına meylettiler. Ruslar Kardar aşiretine yaptığı mezalimi
Henareliler, Beyzadeler, Herbeyiler aşiretlerine de yaptılar.
Merkevar, Terkevar nahiyelerini ve Beradost ve Somay nahiyeleri
köylerinden bir çoğunu talan edip yaktılar. Buralardaki müslüman
halkı katletmeye başlamaları üzerine birçok aşiret efradı 21
Ekim 1914'de Türk sınırlarından içerilere doğru kaçmaya başladılar.
Öbür taraftan Nasturi çeteleri bizzat Ruslar'la beraber Rumiye'deki
Türk konsolosluğuna saldırıp kavaslarını katlettiler. Balad'ın
sünni halkından başlıca müslim tüccarlan konsolosluk civarında
kurdukları darağaçlarına asarak öldürdüler.
Ruslar, İran'ın içindeki bu faaliyetlerini emrindeki çetelerle birlikte
Türk sınırları içine yaymağa koyuldu. Eylül ayı sonlarında
Selmas'dan Başkale'ye, Hoy'dan Kator'a oradan da Seray'a giden
yollarda askeri tahkimat yaptılar. Bu bölgelerdeki Osmanlı Ermenileri'nin hemen tamamı Rusya'ya meyletmişlerdi. Bunlar Iğdır, Kağızman,
Sarıkamış gibi yerlerde Ruslar tarafından silahlandırılıp askeri
eğitime tabi tutuldular. Bu şekilde silahlandırılan Ermeniler'in
sayısı yüzbini aştı.
Van ve Bitlis havalisinden Selmas bölgesine giden Ermeniler
ile Rusya'dan gelen komitelerin birleşmesinden oluşan mühim bir
çete grubu Ruslar tarafından hergün bir Türk birliğine taarruz ettiriliyordu.
Böylece Ruslar bir kısım Kürt aşiretleri ve Nasturilerden sonra
Ermeniler'i de Türkler aleyhinde açıktan açığa yönlendirmeye başlamışlardı.
Ruslar'ın Kürtler, Ermeniler ve Asuriler üzerinde oynamak istediği
oyun Osmanlı Devleti tarafından da tespit edilmişti. Bu konuda
birçok belge, telgraf ve rapor Osmanlı Devleti'nin eline geçmişti.
Bunlardan birkaçı oldukça dikkat çekicidir.
Rusya Hariciye Nezareti Siyasi Birinci Şubesi tarafından 26
Ağustos 1914 tarihinde Savuçbulak Rus konsolosluğuna gönderilen
2503 numaralı ve gizli işaretli telgraf şu şekildedir:
"Kendi milletdaşlarından mürekkeb çeteler teşkiline dair gerek
muhtelif rüesa-i Ekrad ile Ermeni rüesası taraflarından gerek Ekrad
ile Süryaniler'den mürekkeb teşkilat icrasını deruhte eden zabitanımız taraflarından şu son zamanlarda bazı teklifat vulcu buldu. Bütün
bu teklifler kendilerine bir miktar esleha tedarik ve itası hususunda
tarafımızdan muvafakat mütealliktir. Anasır-ı merkumenin
sadakatleri gayr-i kabil-i itiraz olmağla beraber tevzi edilecek eslehadan
bir kısmının tahsis olunan tarafından tevcih olunamaması dahi
cay-i havf ve endişe olduğundan şimdilik bunlar tarafından arz
olunan hidematdan istifade hususunda isticah etmek lüzumsuz olacağı
mütaalasındayım. Aynı zamanda işbu tedkikin harekat-ı askeriyeye
iktidar olunacağı vakit faideli olabileceği itikadındayım. Şu
taktirde zikredilen teşkilatın mevk-i tatbik ve icraya vaz'ı temin-i
muvafıkıyyetimize pek ziyade yardım edebilir. Bununla beraber
zikredilen teklifatı dermeyan eden ve tercihan hidmet-i devlette bulunan
kesan meyanında asakirlerin muhafazasında olarak silah ve
depoları inşaası hususu kendilerine tevdi ve ihale olunacak olanların
şimdiden tayini bence arzu olunur inevaddandır.
Türklere hasım olan ve tarafımızdan haklarında ibraz-ı teveccühattan
geri durulmaması icab edefi anasırın amal ve ternayülatı
tahrik edilmek lüzum ve faidesi hakkındaki fikir ve mütalaama
zat-ı alilerince iştirak edildiği takdirde kararlaştırılan plan mucibince
tevzi edilecek olan derece-i selasedeki tüfenklerden 25.000 adet
tüfeng ile 12.000.000 fişeğin emre hazır bulundurulması zımmında
Harbiye Nazırıyla münasebette bulunabilmekliğim için taraf-ı sena"-
veraneme bu babda ita-yı malOmat edilmesini rica ederim.
Kafkasya Valisi"
Rusya Hariciye Nezareti'nin Kafkasya Valisi'nin 445 numaralı
bu telgrafına cevaben 279 numaralı şu telgraf çekilmiştir. 26 Ağustos
1914 tarihli 2504 numaralı telgraf şöyledir:
"Ermeniler ile Kürd ve Süryaniler'in tesalihi zamaninın henüz
hulul etmemiş olduğuna dair olan fikir ve mütalaanıza tamamen iştirak
edersem de ind-el-iktiza kendilerine anasır-ı merkumeden çeteler
teşkili ve bu çetelerin kumandası hususu tevdi olunabilecek
müessesemat-ı kesanı şimdiden yapılması ve bir de gerek Kafkasyaca ve gerek İran'daki müfrezelerince lüzum olan eslehanın evvelee
tedarik ve ihzan pek ziyade mucib-i menfaa~ olacağı mütaalasındayım.
İran arazisinde bulundukları zikrolunan eşhasa gelince
bunların kemal-i dikkat ve itina ile intihablarının zat-ı alileriyle nezarete
fikir ve mütalaalarını beyan edebilecek olan General "Vevero-
Panof' ve Miralay "Anderyevelski" ile müttefikan konsoloslara
ihalesi iktiza edeceği fikrindeyim.İşbu telgrafnamenin keşidesiyle beraber aynı zamanda konsoloslara
talimat-ı mukteziyeyi de ita ediyorum. Tahran, Tebriz, Hoy,
Rumiye'ye dahi iş'ar-ı keyfiyet edildi" .
Rus Dışişleri Bakanlığı Birinci Şubesinden 8 Eylül 1914 tarihiyle
Savuçbulak'daki Rusya konsolosluğuna gönderilen 2801 numaralı
gizli işaretli telgraf da şu şekildedir:
"Heyete telgraf çekiyorum gayet mahremanedir:
Kafkasya Valisinin inzimamı muvaffakatiyle Ermeniler'in isyanını
tehiyye etmek ve sadık Kürdler'le Süryaniler'den mürekkeb çeteler
teşkil eylemek için şimdiden tedabir ittihazı derece-i vücubda
görülmüştür. Konsoloshane ile "Veveropanof'un teftiş ve nezareti
tahtında olarak Hoy ile Dilman'daki küçük çeteler teşkili mutasavver
olup "Veveropanof'a bunların herbiri için 2.000 adet tüfenk
gönderildi.
Dilman'a anasır-ı ecnebiye dahi celb edilebilir. Bunların iaşesi
için ufak bir tahsisat ita kılınacaktır. Makudo nezdinde Abdürrezzak
dahi olduğu halde delege örfi lisanı nazar-ı dikkatini münhasıren Türklere hasım olan Kürtlere tevcih edecek ve fakat onlara
silahlarimızı tevdi etmeyip yalnız kendilerine icraat-ı nakdiye ve
hediye ita edilecektir. Rumiye'de çetelerin teşkili ile Kürdlerin celbi
hususu "Vedoneski" ile "Dedanderyeveski"ye tevdi kılınmıştır.
Bunun için onlara 2.000 adet "Berdanka" ile ianat-ı nakdiye gönderilecektir.
Tarafımızdan bir karar ittihaz edilmezden evvel çeteler
icra-yı faaliyet etmemelidir. Her gône tedarikatın İran idare-i hükümetinin
iştiraki olmaksızın gayet hafi surette icra edilmesi lazımdır
ki, Türkiye ile münasebat-ı mesalemet-i perveranenin idamesi ihtimalatı
her gün azalmaktadır" .
Görüldüğü gibi Ruslar yaklaşmakta olan dünya savaşı öncesinde
Osmanlı Devleti'nin doğu ve güney bölgelerini kendi hakimiyeti
altına alabilmek maksadıyla çeşitli tertipler içine girmiştir. Bunun
için bir kısım Kürt ileri gelenlerini destekleyerek komiteler cemiyetler kurdurmuştur. Bir taraftan da Ermeniler ve Asuriler'e
verdiği destekle Osmanlı Devletini parçalamaya yönelmiştir.
İsmail Gürol Uğurlu – İnşaat Yüksek Mühendisi-
.