“Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği...
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

“Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.”

Akhisar CHP İlçe Örgütü Dünya İnsan Hakları Günü için basın açıklaması yayınladı. İşte o açıklama: Günümüzden tam 75 yıl önce 10.12.1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurlunda  İnsan Hakları Bildirgesi kabul edilmiş ve uluslararası düzeyde insan haklarının korunması için ilk adım atılmıştır.

“Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.”

Akhisar CHP İlçe Örgütü Dünya İnsan Hakları Günü için basın açıklaması yayınladı. İşte o açıklama: Günümüzden tam 75 yıl önce 10.12.1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurlunda  İnsan Hakları Bildirgesi kabul edilmiş ve uluslararası düzeyde insan haklarının korunması için ilk adım atılmıştır.

“Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.”
10 Aralık 2023 - 16:17
Reklam

Akhisar CHP İlçe Örgütü Dünya İnsan Hakları Günü için basın açıklaması yayınladı. İşte o açıklama:
“Sayın Basın Mensupları,
Değerli Cumhuriyet Halk Partililer,
Saygıdeğer Kamuoyu,
Günümüzden tam 75 yıl önce 10.12.1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurlunda  İnsan Hakları Bildirgesi kabul edilmiş ve uluslararası düzeyde insan haklarının korunması için ilk adım atılmıştır. Atılan bu ilk adım her yıl aynı tarihte Dünya İnsan Hakları Günü Olarak kutlanmaktadır.
Ancak ne ülkemizde ne de dünyada insan haklarının kutlanacak  düzeyde bir koruma  sağlanamadığı, ihlallerin her gün çeitlenerek artış gösterdiği ve dayanılmaz boyutlara ulaştığı  malumun ilanıdır.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin ilk maddeleri şu şekildedir:
 “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.”
“Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir”
Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.”
Şeklindedir. Ancak bildirgede düzenlenen bu eşitlik, özgürlük ve hak düzenlemelerinin sağlanamadığı, ihlallerin ulusal ve uluslararası düzeyde cezasız, yaptırımsız kaldığı açıktır. Norveçli bir ailenin çocuğu ile ege denizinde boğularak can veren mülteci çocuğunun, yada Filistin’de yaşayan bir ailenin çocuğunun aynı haklara sahip olduğuna inanmak gerçeklere gözlerimizi kapatmaktadır.
Ülkemizde de giderek artan gelir adaletsizliği, sermaye gücü ve gücün siyaset üzerindeki etkisi, ifade özgürlüğüne ,örgütlenme özgürlüğüne yönelik  müdahalelerle bu evrensel bildirgede  düzenlenen haklarımız sürekli ihlal edilmektedir.
Ülkemizdeki kadın cinayetlerinin ve çocuk istismar vakalarının artışı, doğayı doğal güzellikleri rant uğruna yok eden  projeler, sırf siyasi düşünleri nedeniyle kişilerin adil yargılanma hakkına , hürriyetine yönelik müdahaleler, insanların inanç özgürlüğüne okullar düzeyinde uygulanan projelerle yapılan müdahale ile hepimizin yaşam hakkı, eğitim hakkı , adil yargılanma hakkı, sağlıklı çevrede yaşama hakkı  inanç özgürlüğü yok sayılmaktadır.
Yine ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik koşullar, evine ekmek götüremediği için çocuğunun okul masraflarını karşılayamadığı için  intihar eden vatandaşlarımızın olması gösteriyor ki; sosyal adaletsizlik artık yaşam hakkını tehdit eder düzeydedir.
Bildirgenin 75. Yılına girdiği bu yılda İsrail tarafından Filistin’e yönelik gerçekleştirilen katliam, işlenen savaş suçları  dayanılmaz boyutlardadır. İsrail kadın çocuk yaşlı demeden 65 gündür Filistin halkını katletmekte, yaptığı bombardıman ile ülkede taş üstüne taş bırakmamaktadır. Tüm dünyanın bu duruma seyirci kaldığı bu günlerde Dünya  İnsan Haklarının korunmadığı etkili bir yaptırım mekanizmasının uygulanmadığı gözler önüne serilmiştir. Özellikle 1900’lü yılların başından itibaren Avrupa’nın ve dünyanın çeşitli ülkelerinden  Filistin topraklarına gelen bugünkü İsrail devleti kurucularının, 1948 tarihli BM’nin iki devletli çözüm planındaki yerleşim alanlarına uymamasıyla başlayan, tarifsiz acıların yaşandığı Büyük Filistin Göçüne sebep olan, Gazze’yi abluka altına alarak dünyanın en büyük açık hava hapishanesine çeviren ve bugünlere değin devam eden Filistin – İsrail savaşları son dönemde Hamas’ın 7 ekim 2023 tarihindeki Aksa Tufanı ismini verdikleri operasyonundan sonra tekrar alevlenmiştir. 
Öncelikle Hamasın sivil ölümlerini dikkate almadan, sivilleri rehin alarak yaptığı harekatı kınadığımızı bildiririz. Ancak İsrail devletinin her dönemde yaptığı gibi bir devletten çok bir terör örgütü gibi davranmak sureti ile Demir Kılıç Operasyonu adını vererek yaptığı karşı saldırılar ve akabinde devam eden bombardıman ve kara harekatları, son belirlemelere göre 17.700 Filistinlinin ölümü , 42.000’den fazla Filistinlinin yaralanması ile sonuçlanmıştır. Üstelik ölenlerin %70i kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Birleşmiş Milletler’in açıklamalarına göre de 7 Ekim’den beri, İsrail saldırılarında her 10 dakikada 1 çocuğun öldüğü, 2 çocuğun yaralandığı bildirilmiştir. İsrail saldırılarına devam etmekle kalmamış, bölgedeki hastanelere tahliye baskınları yapmış, hastane ve çevrelerini vurmuş, BM’nin okuluna saldırmış, bölgedeki elektrik, su, gıda ve temel ihtiyaçlarda kesintilere gitmiştir. BM ve bazı uluslararası kuruluşların insani koridor açımı ve ateşkes çağrılarına da başlangicta yanıt vermemiştir. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü, İsrail’in Filistin’de dayanılmaz yanıklara yol açan ve evlerin yanmasına sebep olabilen Beyaz Fosfor Bombası kullandığını da doğrulamıştır.   
İsrail Savunma Bakanı Yoav GALLANT “ Savaş kuralları Gazze’de artık değişti. Bu savaşı başlattıklarına pişman olacaklar. Hamas’ı öyle vuracağız ki 50 yıl bunu konuşacaksınız” diyerek savaş kurallarını tanımayacaklarını açıkça bildirmişti. Uluslar arası savaş kuralları, 1949 Cenevre sözleşmeleri ve 1977 protokollerini içeren uluslararası hukuk tarafından belirlenir. Uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri sivillerin hedef alınmaması gerektiğidir. Buna ek olarak, bir saldırının beklenen askeri kazanımlara kıyasla aşırı olacak şekilde tesadüfi sivil can kaybına, sivillerin yaralanmasına, sivil nesnelerin zarar görmesine neden olması bekleniyorsa gerçekleştirilmemesi gerekir. Rehin alma, mülkün aşırı tahrip edilmesi ve el konulması ve hastanelere yönelik saldırıları yasaklayan., ihtiyaç sahibi sivillerin insani yardıma erişimine izin verilmesinin zorunlu olduğunu bildiren birçok başka hüküm de bulunmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki meşru müdafaa, savaşın gerekçelerinden biridir ve BM sözleşmesinin 51. maddesi silahlı bir saldırı olması halinde bu hakkı korur. Ancak bu meşru müdafaa hakkının kullanılması yine de uluslararası insancıl hukuka tabidir ve meşru müdafaanın yasal olarak kullanılması bir devletin sınırsız araçlara başvurmasına izin vermemektedir. İsrail savaş kurallarına uymayarak insanlık suçu işlemektedir. Hamas saldırılarını bahane etse de Gazze şeridinin kuzeyinde yaşayan ve yaklaşık 1.1 milyon kişiden oluştuğu belirtilen Filistinlilerden bölgenin güneyine geçmelerini istemesi İsrail’in gerçek amacının işgal olduğunu göstermektedir.
İsrail’in savaş kurallarını hiçe sayacağını açıkça bildirmesine rağmen ABD başkanı Biden “Her ne pahasına olursa olsun İsrail’i destekleyeceklerini ve bundan vazgeçmeyeceklerini” söyleyerek İsraile açık çek vermiştir. Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel “İsrail’in her zaman AB’nin dost ve Müttefiki olduğunu” vurgulamıştır. Yine Almanya, Arjantin, Avrupa Birliği hatta Azerbaycan’da İsrail’e destek mesajları yayınlamıştır. Gelinen süreçte bu ülke ve birliklerin İsrail’e karşı cılız sesleri başta verdikleri cesaretlendirici destekler karşısında birer maskeleme faaliyetinden öteye bir anlam taşımamaktadır. Yine Uluslararası basın da çatışmaların başından beri sadece Hamas’ın saldırılarını ve ölüleri göstererek iki yüzlü bir tutum sergilemiş ve İsrail’e hareket alanı sağlamaya çalışmıştır. 
İsrail’in işlediği insanlık suçlarına karşı yasal protestolara sert tavırlar alan ülkeler çıkarlarına uyduğunda bu tarz eylemleri desteklediklerini bir çok mecrada gördük.  Rusya – Ukrayna savaşında bu tarz protestolara bir çok ülkenin sahip çıktığı, İran’daki protestolar sırasında Londra merkezli Suudi İnternational TV kanalının, protestoculara alenen İran Polisine karşı suikast ve öldürme çağrısında bulunması bu durumun sadece birkaç örneğidir. Bazı ülkelerin ve uluslararası medyanın bu iki yüzlü, menfaatçi, acıların artarak sürmesine yol açan tutumlarını şiddetle kınıyoruz.
Ayrıca şunu da önemle belirtmek gerekir ki Filistin meselesi sadece bir dini inanç meselesi değildir. Filistin meselesi vatansızlaştırılmaya çalışılan bir halkın direnişi meselesidir. Filistin meselesi bir samimiyet meselesidir. Geçmişte yaşanan acılardan bihaber olan, o dönemlerde meseleye ilgisi olmayan, bugün Filistin meselesine sahip çıktığını iddia eden, neye hizmet ettiği belli olmayan, vandallığa varan ‘protestolarda’ bulunan iktidar destekli güruhun aksine, Türk solu ve Cumhuriyet Halk Partisi, her zaman samimi bir tavırla Filistin halkının yanında olmuştur. Türk solu özellikle 1980’li yıllardan itibaren Filistin meselesinin gerçek savunucu olan Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yanında, hukuk ve ahlak tanımayan İsrail’in karşısında yer almış, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Ankara’da temsilcilik açması 1979 yılında CHP Hükümeti döneminde gerçekleşmiş,  1982 yılında İsrail, Lübnan’ı işgal ettiğinde Filistin Kurtuluş Örgütü ile birlikte İsrail ordusuna ve Lübnan’lı Falanjistlere karşı Türk solcuları savaşmış, 39 Türk devrimci hayatını kaybetmiştir. 
Cumhuriyet Halk Partisi Akhisar İlçe Örgütü Hukuk Komisyonu olarak tarifsiz acılara sebep olan bu savaşın acilen sona ermesini diliyor, savaş hukukunu açıkça ihlal eden İsrail’i amasız fakatsız kınıyoruz. 
CHP Akhisar Hukuk Komisyonu üyesi Av. Muzaffer Bugdaycı”
 
 

Reklam
Reklam
Reklam
Bu haber 689 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
BÜYÜKŞEHİR’İN AKHİSAR PROJELERİ HIZ KAZANDI
BÜYÜKŞEHİR’İN AKHİSAR PROJELERİ HIZ KAZANDI
Söğütlü Mahallesi'ne Ek Kanalizasyon Hattı
Söğütlü Mahallesi'ne Ek Kanalizasyon Hattı