KİN TEMELİNE OTURTULMUŞ TOPLUMLAR
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
M.Emin BİÇEROL

M.Emin BİÇEROL

KİN TEMELİNE OTURTULMUŞ TOPLUMLAR

21 Ocak 2017 - 12:12

Ürdün sınırında İsrail’e ait Beit Shoan kasabası halkının öfkesini bütün dünyalılar gibi bende yıllar önce televizyon da seyrettim . Filistin’li gerillaların cesedlerini pencereden attılar, ayaklar altına alıp çiğnediler, üzerlerine çalı çırpı yığıp yaktılar.

Televizyon da gördüğüm o vahşet sahnelerinden sonra ‘KİN TEMELİNE OTURTULMUŞ TOPLUMLAR’ üzerine düşünceye daldım.

Evrensel uygarlığın eriştiği son noktada çağımız ne büyük, ne anlaşılmaz trajedilere sahne oluyordu. Bir sınırın iki tarafındaki insanlar gece gündüz ölümü bekliyorlar , ve daha vahşi , daha dehşet verici ölümün birbirlerine sunmakta yarışıyorlardı.

Bir sınırın iki tarafında ekilen kin ve nefret tohumlarından mutluluk biçilemez. Öyleyse nedir bu hayatı zindan ediş? Başkası için hazırlanan korku ve dehşet aslında kendimiz için değil midir? Kan davası güdüp adam öldüren , o andan itibaren ölümün gelişini beklemeye başlamaz mı ? Öyleyse nedir bu çıkmaz ?

Bugün ülkemizde ki fotoğrafa baktığımızda , böyle bir çıkmaz içinde miyiz , görüntüsü yok mudur ?

Bu çıkmaz kişisel yaşamda da , toplumsal yaşamda da benimsenir, geçerli bir kural gibi uygulanır zamanımızda.

Ünlü Alman sinema  yönetmeni Pabst’in ‘ Arkadaşlık filmini’ seyretmiş okuyucular hatırlayacaklardır.

Kin ve nefret ırmaklarının delicesine akıp , insanlık değerlerinden pek çok şeyi sürükleyip götürdüğü Birinci Dünya Savaşı sonunda , Alman ve Fransız sınırında bir maden ocağı çöker. Toprağın altında sıkışıp kalmış olan Fransız işçilerinin kurtulması , Alman madencilerinin sınırı aşıp yardıma gelişlerine bağlıdır . Fransız yöneticiler nerdeyse, düşmandan yardım geleceğine , ocaktakilerin ölümüne razıdır. Ama bu anlamsız kin ve nefretin ölümden başka hiç bir şey getiremeyeceğini o anı yaşayan işçiler çok iyi görmektedirler ve yöneticilerini yardım istemeye zorlarlar. Sonunda sınır açılır, hayatlar kurtarılır ve ünlü yönetmen ‘Pabst ‘ın yaraya parmak basış sahnesi gelir . Yöneticiler yeniden sınırı kapatırlar ve ‘geçişi’ kesin denetimleri altına alırlar, İNSANLAR SINIRSIZ YAŞATILMAYACAKLARDIR.

Hepimiz bir sınır da yaşarız. İyilikten kötülüğe geçiş , sevgiden nefrete dönüş şevkat ten gaddarlığa sıçrayış yazılıdır, defterimizde. Bunları doğuştan kazanmış değiliz , insanları böyle eğitirler. Mutsuzluğun kaynağı haksız sınırlar ve haksız sınırlamalardadır. Birilerinin ‘Kindar ve Dindar nesiller’ yetiştireceğiz sözleri ile ülkemiz insanları  kalıplara dökülmek istenmiyor mu ?

Bu söylemler sınır koymak degilde nedir ? Sınırın bir tarafın da kindar ve dindar insanlar diğer tarafında onlar gibi düşünmeyen çağdaş dünya özlemiyle yanıp tutuşan laikler. Toplumu idolojik görüşümüz doğrultusunda  böleceğiz koşulları zorlayıp , baskı altında tutacağız , sonra ülkenin tüm insanlarına kaderde , kıvançta bir olmaları için nutuk atacağız . ‘BİR VE BERABER OLACAĞIZ DİYE’ malum kafalara göre sınırın kendi tarafında iyiler diğer tarafında kötüler var !

Ülkemiz de son 15 yılda yaratılan sınıra göre bir tarafta çaresizlik , yoksulluk vs. nedenlerle biat ettirilen kullar, diğer tarafta yurttaşlar olarak  bölündüğümüz gerçeği ile karşı karşıya bırakılmak isteniyoruz. Bu durum ısrarla sürdürülen bir politikanın sonucudur. Çünkü bu sınırdan , bölünmeden şu veya bu şekilde nemalandılar.

Bu sınır ayırmalar salt ülkemize özgü bir gerçekte değildir . Yer yüzünün süper devletlerin de vatandaşların kalıplara nasıl döküldüğünü bilmekteyiz . Teknik te üstünlük ve en büyük İddiası  , ama insan yetiştirmede tarihsel sınırlar. Amerika  da beyazların bugün bile siyahlara bakışları sınır değil de nedir?

Demokrasi’nin en iyi uygulandığı söylenilen ABD ‘de ülkenin asıl sahipleri kızıl derililere Amerikan toplumunun  tepeden bakışı onlara reva gördüğü muamele zihinlerde oluşan sınırın itirafı değil de nedir?

Nitekim ünlü aktör ‘Marlon Brando’ kendisine verilen OSCAR ÖDÜLÜNÜ , ‘Wounded Knee’de’ kızıl dereli vatandaşlarına yapılan haksız sınırlamalar yüzünden kabul etmeyerek insanız diye geçinen Amerikalılara unutamayacakları bir ders veriyordu.

Merhum eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in İnönü kualisyonunda ki Çalışma Bakanlığı sırasında hükümete kocaman bir yasak kitaplar listesi getirir yetkililer. Ecevit listeyi gözden geçirir , bakar ki uygar dünya da bu kitapları yasaklamak ayıptır, Bakan arkadaşlarını uyarır ve listenin onaylanmasını önler. Derken arkadan İnönü kualisyonunu devirirler, ve yeni kurulan hükümetin yaptığı ilk işlerden biri , bu kitap listesini büyük bir ‘ VATANSEVERLİKLE’ onaylayıp bu listeyi önlerine süren işgüzar bürokratlara aferin demek olur. SINIRLAR KORKUNÇTUR.

Ülke Halk ve yaşam üzerinde düşündükleri benim düşünceme uymuyor diye , ölümü acımasızca karşısındakine sunan , böyle bir özlemle yanan ve yaşamı hepimize anamızın ak sütü gibi helal tanımayan politikalara ve politikacılara kocaman bir YUHH…

Vauvenagues Diyor ki ;
Kötü kralların Mutluluğu Halkın Felaketidir.

Bu yazı 1843 defa okunmuştur .