Son yıllarda, ülkemizde meydana gelen olaylar gözünü korkutmuş olmalı ki, bir kısım insanımız, AKP’den korkmaya başladıklarını dillendiriyorlar. Kuaför dükkanlarında traş sıralarını beklerken. Otobüs, tiren, vapur, uçak yolculukları sırasında. Çalışma ofislerinde, kafelerde bu tür konuşmaları yapanların, yakın zamana kadar AKP’ye OY verenler olduğu, konuşma aralarında anlaşılıyor. İçlerinden bazıları son iki seçimde AKP’ye OY vermediğini karşısındakine aktarıyor. Bir bakıma günah çıkarıyorlar, geçmişte biz ne yaptık dercesine. Niçin AKP’den korkmaya başladıklarını örneklerle anlatıyorlar.
Bu konuşmaları yapanların şu veya bu nedenle çıkarları bozulduğu için mi, yoksa yurtseverlik duyguları kabardığı için mi böyle konuşmaya başladıklarını kestirmek çok zor. Nabza göre şerbet mi veriyorlar, önümüzdeki seçimlerde göreceğiz. Ne kadar samimi olduklarını. Ümitlenelim, ancak temkinli olalım bu insanlara karşı. Hazan yaprakları gibi sağa sola savrulan bu insanlarımızın zayıf tarafları çok. Ulusal terbiye eksiklikleri var. Mustafa Kemal Atatürk’ün “SÖZ KONUSU VATANSA, GERİSİ TEFERRUATTIR” sözlerinin anlamını kavrayamadıkları çok iyi bilinmektedir. Bırakın çok eskiyi, 1908-1923 arası Osmanlı-Türk tarihinde, insanımızın yaşadığı sıkıntılardan bi haber yaşıyorlar. Düşünce dünyaları karlı buzlu havalardaki arabalar gibi patinaj yapıyor. Cehalet paçalarından dışkı gibi akıyor.
Şaşkınlar; hem de o kadar şaşkınlar ki, evlerine buzdolabından önce televizyon, ev sahibi olmak yerine, önceliği otomobil almaya veriyorlar. Ellerinde 2000-3000 TL lik cep telefonları ile hava atma yolunu seçiyorlar. “AYRANLARI YOK İÇMEYE, TAHTIRAVANLA GİDİYORLAR S…YA”
90 yaşındaki annem bu gibiler için “KELLERİN KEYFİ ÇOK OLUR OĞLUM” derdi. Tam bir şaşkınlık içindeler. Uçan kuşa borçları var. Günlük yaşıyorlar. Geleceklerini akıllarına getirmeden. Battı balık yan gider dercesine. Okyanusta pusulasız yol almaya çalışan TRANSATLANTİK gibiler. Yalpalıyorlar. ,
Ülkemiz bölünmenin ucuna gelirken, hukukun ırzına geçilirken, Milli Eğitimimiz VAHABİLEŞME yolunda ilerlerken, gelir dağılımındaki bozukluk, hırsızlık, yolsuzluklar umurlarında bile değil. Çalıyorlar ama ucundan bize veriyorlar demekteler, PİŞKİNLİKLE. Yakın gözlemlerimizden pek ala anlıyoruz. Çorbam kaynasın da, nasıl kaynarsa kaynasın mantığıyla yaşıyorlar. İnsanı insan yapan değerlerden habersizce. Akıllarına bile getirmeden.İLKEL DÜNYALARINDA YAŞIYORLAR. Söyleyecekleri bir düşünceleri yok.
Napolyon'un askerleri için söylediği gibi, "MİDELERİNİN ÜZERİNDE YAŞIYORLAR" umursuzca. Tevekkül içinde yaşıyorlar. Padişah VAHDETTİN'in sözlerindeki gibi. Çobanı teslim etmişler kendilerine. Koyunlar gibi. Milli seyirci konumundalar. Tribünden seyrediyorlar. Sahaya inmeye niyetleri yok. Bir gün kapılarının çalınacağını düşünmeden. Kış uykusundalar. İnlerinde yatan varlıklar. Çocuklarının, torunlarının geleceklerine düşünmeyi akıllarına getirmeden, sisli dünyalarında yaşıyorlar.
Şair EŞREF'i haklı çıkarırcasına. "BİR SOĞAN SOYULUYOR, YAŞARIYOR GÖZLER, BİR DEVLET SOYULUYOR, ALDIRMIYOR ÖKÜZLER.
Cumhuriyetimize, demokrasimize yazık olacak. Yaşın yanında kurularda yanıyor. ÜZÜNTÜM BUNDANDIR.





YORUMLAR