Bu köşe yazımızı bazen nacizane bilgimizin zekatını vermede bazen de güncel mevzulara dair partiler üstü bir tavır ile milli menfaat çizgisinde olayları değerlendirmede kullanacağız. Bugün genel hatlarıyla bilim ve ilim zihniyeti üzerine kavramsal değerlendirmeyle beraber birkaç görüşümüzü aktararak girizgahı yapacağız. Bazen Bilim bazen ilim kullanacağım bu iki kavram arasında teorik ve pratik farklılıklar olsa da bu yazımda aralarındaki tek fark ‘’ B’’ harfiymiş gibi düşünebilirsiniz.
Blim, bir bakıma objektif gerçeği aramak demektir. Objektiflik ise, insanların hislerini, nesneyi ve olaylara bulaştırmadan, direkt tabiatta veya cemiyette meydana gelen gelişmeleri veya laboratuvarda hazırlanan durumları, bizzat onlardan gelen veriler ile açıklaması demektir. Eğer bilim insanı, objektif olamıyorsa, yaptığı şeye bilim denmez. Çünkü vakaya süjeyi dahil etmiştir. Özet olarak bilim nedir ve bilimden beklentimiz nedir sorusuna cevap verecek olursak şunu söyleyebiliriz: Bilim, objektivizme ve determinizme dayanarak üniversal (âlemşümul) hakikati aramaktadır.
Bilim, objektif gerçeği aramanın yanında, hangi sahada çalışırsa çalışsın o, determinizm aramak zorundadır. Yani, belli şartlar altında belli nedenlerin, belli neticeler verdiği hususunda kesin veya yaklaşık bir münasebet yakalamalıdır. İlim daima kanuncudur. Münferit hadiseleri, belli prensiplere bağlamadıkça içi rahat edemez. İlim için ideal olan, genel ve âlemşümul bir veya birçok kanuna ulaşmaktır. Bu açıdan bakınca ilim, milletlerüstü bir değer olma endişesi taşımaktadır.
Bilim, insanın eşya ve madde alemi üzerinde hâkimiyetini sağlamalı, insanı, tabiat ve eşya karşısında kuvvetlendirmeli, insana, daha rahat ve kolay yanaşır bir vatan ve dünya hazırlamalıdır… İlim insanı, tabiata, tabiat olaylarına ve kuvvetlerine yenik düşmekten kurtarmalı, kendini ve cemiyetini daha sağlam bir biçimde tanıma imkanı sağlamalı, objektif gerçeğe her gün bir adım daha yaklaştırmalı, eşya ve olayların yorumlanmasında hatalardan korumalıdır.
Bilim zihniyeti denilen düşünme tarzının daha çok bilim alanını, akademisyenleri ilgilendirir görünmekle beraber sadece onları değil, siyasileri de aydınları da bürokratları da ve yazar-çizerler ile medya mensuplarını da ilgilendirdiği muhakkaktır. Bu sebeple bilim zihniyeti her aklı başında insanın özümsemesi ve içselleştirerek davranışlarına yansıtabilmesi icap eder. Mesele bu bakımdan, özellikle memleketimiz ve üniversitelerimiz açısından, ayrı bir önem arz eder.
"Anlam”, dış dünyayı "anlamak" için insanın tecrübelerinin ve duyu verilerine zihninin eklediği bir niteliktir. Efsaneler, masallar, inançlar, sanatlar, bilimler, teknikler hep bu "mana verme" gayretinin birer ürünüdür. İnsanın benimsediği inançlar da yine bu "anlama" ihtiyacının bir neticesidir.
Dış dünyayı olduğu gibi” anlama" ve "kavrama" gayreti, aynı zamanda bilimsel çabalara yol açar. Ama insan zihni, evrenin tamamında değil, evrendeki varlıklardan ve olaylardan kendisine yansıyabilen göstergelere dayanarak yani anlamlandırabildiği kadar iş yapar. Bununla birlikte bedenin nefes alma ihtiyacında olması gibi, zihin de hayal etme, tasavvur etme ve hayal kurma, düşünme, düşünce üretme ihtiyacındadır. Burada bilimsel zihniyet çok büyük bir önem taşır ve bilimsel faaliyet burada büyük bir yer tutar. O halde “bilim zihniyeti” denilen şey nedir? (Cevabı hemen ilk yazıdan vermeyeceğim tabii)
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim bizim memlekette okur yazar olan herkesin ağızında sakız olan bir kelime varsa o da bu bahsedeceğimiz ‘’ Bilim Zihniyeti’’dir. Bizim aydınlarımız maşallah oturdukları yerden en çetin meseleyi kürsülerde naralar atarak dile getirip ne kadar da basitçe çözüyorlar. Müthiş akla ve mantığa sahipler; onlar, kitaplıkların küflü sayfalarına, alın teri ve göz nuru isteyen görüşlere ve tecrübelere asla ihtiyaç duymazlar. Onların her soru ve her meseleye cevap ve önerileri mutlaka vardır. Bu hazırcevap aydınlarımızın, bürokratlarımız, siyasilerimiz ve gazetecilerimizin bu tutum ve davranışlarına ileride çokça değineceğiz şimdilik dilimizin ucunda bırakalım.
İlk yazımız daha sade anlaşılır giriş niteliğinde olsun çünkü ileride kafanızı çokça şişireceğim. Milletimizin 300 yıldır kanayan yarası olan bilim ve bilim zihniyeti konusu üzerine konuşmayı kendime had edindiğim için affola ama ben bir Türk genci olarak Atatürk’ün emaneti cumhuriyetimizin sorunları ile haşır neşir olmayı kendime vazife bilen bir vatandaşım bu suretle bu mesele de öncelikli konuşmamız gereken konu. Güncel olaylara girmediğimiz daha çok bilgi içerikli her yazım altına konu ile ilgili kitap, makale ve belgesel önerisi yapmayı düşünüyorum ne dersiniz ?


YORUMLAR