SIKILMIŞ BİR YUMRUKLA HAYAT TUTULUR MU?
Reklam
İdil Çıtak

İdil Çıtak

Uzman Klinik Psikolog İdil Çıtak

SIKILMIŞ BİR YUMRUKLA HAYAT TUTULUR MU?

07 Nisan 2026 - 08:54

Modern insanın en büyük yanılsamalarından biri, "düzeni" huzurla; "denetimi" ise güçle karıştırmaktır. Hayatı rayında giden, duygularını sıkı bir disiplinle yöneten ve her ihtimali önceden hesaplayan kişiyi "sağlam" olarak tanımlamaya meyilliyizdir. Oysa klinik odasının sessizliğinde gördüğümüz manzara genellikle farklıdır: Çoğu zaman kontrol, ruhsal bir olgunluğun nişanesi değil; içsel bir dağılma korkusuna karşı örülmüş yüksek ve yorgun duvarlardır.
Zihin, belirsizliğin yarattığı o tekinsiz boşluğa tahammül edemediğinde, dış dünyayı adeta "hizaya sokar". Evdeki eşyaların milimetrik düzeni, bitmek bilmeyen listeler veya kusursuz planlar aslında içerideki bir sarsıntının sesini bastırma çabasıdır. Ancak bu sessizlik, dingin bir denizin sakinliği değildir; her an çalmaya hazır bir alarmın geçici olarak susturulmasıdır. Kontrol eden zihin dinlenmez, sadece tetikte bekler.
 
Güvenin Eksikliği, Takibin Başlangıcıdır
Kontrol bir karakter özelliği olarak doğmaz; bir hayatta kalma stratejisi olarak öğrenilir. Temelleri, henüz kelimelerin dünyamıza uğramadığı o ilk dönemlerde atılır. Bir çocuk için dünya, bakıcısının gözlerindeki tutarlılık kadar güvenlidir. Eğer o ilgi bazen var, bazen yoksa; eğer sevgi bir ritimden yoksunsa, çocuk dünyaya yaslanmayı bırakıp dünyayı "okumaya" başlar.
Winnicott’un vurguladığı o "yeterince iyi" bakımın eksikliğinde, çocuk dışarıdaki ritmi kendisi yaratmak zorunda kalır. Hazırlıksız yakalanmak, sadece bir aksaklık değil, varoluşsal bir tehdit haline gelir. İşte o zaman "merak" yerini "temkin"e bırakır. Bir çocuk dünyayı keşfetmek yerine, dünyayı denetlemeye başladığında; hayat bir macera olmaktan çıkıp bir güvenlik operasyonuna dönüşür.
 
Erdem Sanılan Esaret: İçsel Bekçilik
Bu kontrol mekanizması, yetişkinlikte toplum tarafından ödüllendirilen bir maske takar. "Disiplinli", "sorumluluk sahibi" ya da "mükemmeliyetçi" etiketleri, aslında kişinin kendi üzerine kurduğu o katı denetimi meşrulaştırır. Dışarıdaki otoriteler çekilse bile, kişi kendi zihninde kurduğu o "görünmez hapishanenin" gardiyanı olmaya devam eder. Kendine sürekli rapor verir, hata payını sıfıra indirir ve bunu "irade" olarak adlandırır. Oysa bu irade değil, yaşamın akışkanlığına karşı duyulan derin bir güvensizliktir.
 
İlişkilerde "Tanımlama" Tuzağı
Kontrolün en dramatik sonuçları ise ilişkilerde görülür. Yakınlık, doğası gereği belirsizdir ve öteki kişinin özgürlüğünü kabul etmeyi gerektirir. Kontrolcü bir yapı için bu durum katlanılamazdır. Bu yüzden yakınlık, çoğu zaman "anlaşılmak" veya "netlik" maskesi altında denetlenmeye çalışılır. Her duyguyu hemen isimlendirmek, her boşluğu açıklamalarla doldurmak, partnerin her adımını öngörmeye çalışmak aslında teması değil, belirsizliğin yaratacağı kaygıyı yok etme niyetidir. Duygular yaşanmadan analiz edilir; ilişki hissedilmeden yönetilir.
 
Yaşamı Iskalayan Düzen
Kontrol arttıkça güvenlik hissi artabilir ancak yaşamın canlılığı azalır. Hayat, gevşek bir avuçta taşınması gereken bir su gibidir; onu sıkıca tutmaya çalıştığınızda, yani yumruğunuzu sıktığınızda su parmaklarınızın arasından akıp gider ve elinizde sadece yorgun bir kas gerginliği kalır.Kontrolün kör noktası şudur: Felaketleri önlemeye çalışırken, aslında neşeyi de kapı dışarı ederiz. Çünkü gerçek neşe, tıpkı aşk veya yaratıcılık gibi, planlanamaz. O bir "baskın" gibidir; hazırlıksız yakalar.
Asıl mesele, her şeyi serbest bırakmak değil, "kırılganlığın" bir zayıfık olmadığını fark etmektir. Güven, dünyanın bize hiç zarar vermeyeceğine dair bir inanç değil; bir zarar gelse bile yeniden toparlanabileceğimize dair içsel bir esnekliktir.
Kontrol, "Hazırlıksız yakalanmamalıyım," der. Olgunluk ise şunu fısıldar: "Hazırlıksız yakalanabilirim, yine de ayakta kalabilirim."
Belki de kendimize sormamız gereken en dürüst soru şudur: Hiç dağılmamak için kurduğumuz bu muazzam düzenin içinde, bizzat hayatın kendisine temas etmeyi ne zaman bıraktık?
 

Bu yazı 402 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum