Amasya Protokolü
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
İsmail Gürol Uğurlu

İsmail Gürol Uğurlu

Amasya Protokolü

07 Kasım 2017 - 11:58

Bilgisayarımın bozulması nedeniyle iki haftalık bir süre yazılarıma ara vermek zorunda
kaldım.Geçtiğimiz hafta Türk Milleti açısından önemli bir haftaydı .Türk Milleti olarak
Cumhuriyetimizin en büyük bayramı olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını kutladık.Peki bu
Cumhuriyeti kurmak için Atatürk ve arkadaşları nasıl bir evreden geçerek bu noktaya ulaşmışlardır.
İşte bu Amasya Protokolü Cumhuriyetin kurulması için önemli bir kilometre taşıdır.Geçte olsa siz
değerli okuyucularıma bu konudan bahsedeceğim.Cumhuriyetin kurulmasında önemli konuları bilmek
her Türk gencin bence en önemli vazifelerinden biridir.Kendi tarihini bilmeyen bir millet yok olmaya
mahkumdur diyor kurucumuz Atatürk.
1919-22 yılları içine aldığı bütün olaylar ile Türk Millî Mücadelesini ifade etmektedir. Bu dönemin
tamamını, hukukî ve fiilî anlamıyla bir harp hali olarak kabul etmek mümkün değildir. 1919 ve 1920
yıllarına damgasını vuran olaylar Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve kongreleriyle, Anadolu halkının
teşkilatlandırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ve bütün bu gelişmelere karşı girişilen
hareketlerdir.
Yukarıda bahis kongrelerden ilki olan Erzurum Kongresinin basan ile sonuçlanması, Mustafa Kemâl
Paşa’nın görevine son verildiği halde millî hareketin gelişmeye devam etmesi, Mustafa Kemâl
Paşa’nın tevkifine muvaffak olunamaması ve nihayet Sivas kongresi hazırlıkları, Osmanlı Hükümetini
Anadolu olaylarını dikkatle izlemeye zorlamıştı. Paris’e barış konferansına gitmiş olan Sadrazam
Damat Ferit Paşa da Ağustos’ta İstanbul’a dönmüş ve sadrazamın İstanbul’a dönmesiyle de İstanbul
hükümetinin Anadolu’ya davranışı değişmişti. Hatta Damat Ferit hükümeti daha da ileri giderek
Anadolu’da olup bitenleri “ihtilâlci hareket” olarak vasıflandırmıştı. Ancak ileride de görüşeceğimiz
üzere, her şeyi kanun çerçevesinde yapmayı düşünen ve isteyen bir kişi nasıl ihtilâlci olabilir?

4-12 Eylül 1919’da gerçekleştirilen Sivas Kongresi kararlarında, Müdafaa-i Milliye Cemiyetlerinin tek
çatı altında birleştirilmesi ve manda meselesi yanında pek göze çarpmayan iki mesele daha vardır.
Bunlardan birincisi hükümetin düşürülme meselesidir. Hükümetin düşürülmesi konusunda Mustafa
Kemâl Paşa’nın Sivas’a gelen Ankara delegesi İsmail Fazıl Paşa’ya verdiği şu cevap ilginçtir. Bu cevapta
Mustafa Kemâl Paşa; “Hükümet-i merkeziyyeyi ıskat için burada bir hükûmet-i muvakkate teşkil
etmek zannederim tehlikeli bir şeydir. Biz her işimizi meşru, mahzursuz ve bilhassa kanuni yapmak
istediğimizden, her şeyden evvel, en seri bir surette Meclis-i Mebusan’ı içtima ettirmek ve ona istinat
edecek bir hükümet teşkil etmek mecburiyetindeyiz- Meclis-i Mebusan teşekkül ettikten sonra onlar
neye karar verirse, bizler de onu kabul edip ecnebilere de kabul ettirmek vazifesiyle mükellef oluruz.”
demektedir. İkinci mesele ise Meclis-i Mebusanın toplanması meselesidir ki; toplantı yeri için de
“İstanbul’da toplanmakta bir takım sakıncalar vardır. İstanbul işgal altındadır. Bunun için Anadolu’da
toplanması lazımdır” denilmektedir ki, böylece 20-22 Ekim 1919 Amasya görüşmelerinin esasları Sivas
Kongresi’nde dile getirilmiş olmaktadır. Bu sözler içerisinde yatan düşünce ve tutum, Mustafa Kemâl
Paşa’nın daha sonraki davranışları ile doğrulanmış ve başarısının da sırlarından birisi olmuştur.

Sivas Kongresi’nin basılması teşebbüsünün İstanbul hükümetinden gelişi, bu hususta kongrede
okunan belgeler, Sivas Kongresi delegelerini Damat Ferit Paşa’ya ve hükümetine karşı harekete
getirmiş, padişaha şikayetlerine karar verdirmiştir. Bu maksatla hazırlanan telgrafın hedefine
ulaşmasına sadrazamın engel olmaması istenmiştir. Bu konuda doğan ihtilaf, Anadolu’nun İstanbul ile
her türlü bağlantısının Sivas’takiler tarafından kesilmesine, Eylül sonunda hükümetin istifasına yol
açmıştır, böylece Sivas Kongresi ilk başarısını kazanmıştır. Yeni kurulan Ali Rıza Paşa Hükûmeti’nin

Bahriye Nazın Salih Paşa’yı Amasya’ya göndererek Mustafa Kemâl Paşa ve arkadaşları Rauf ve Bekir
Sami Beyler ile 20-22 Ekim 1919’da Amasya’da görüşmeler başladı. Üç gün süren görüşmelerde üç
açık ve imzalı, ikisi gizli ve imzasız beş protokol yapıldı. Bu görüşme sonucunda varılan kararlardan
seçim meselesinin uygulanmaya konularak Osmanlı Mebusan Meclisi’nin yeniden açılmasına
girişilmesi, Anadolu’nun ortasında doğan Milli Hareket’in resmen İstanbul tarafından tanınması
anlamına gelir. Bu Anadolu hareketi için büyük bir başarıdır.

Neticede Amasya görüşmeleri kararlarına uyularak yapılan seçimler sonuçlanmış ve Osmanlı
Mebusan Meclisi’nin açılış hazırlıkları başlamıştır. Nitekim son Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak
1920 günü İstanbul’da toplandı. Padişah rahatsız olduğundan onun adına Dahiliye Nazırı Damat Şerif
Paşa açılış nutkunu okudu. 28 Ocak’ta Misak-ı Milli hazırlandı ve 17 Şubat’ta bütün dünyaya ilân
edildi. Erzurum ve Sivas kongreleri kararları artık meclisin malı olmuştur. Böylece milli hareket güç
kazanmıştır. Bunun üzerine İtilaf Devletleri 16 Mart 1920 günü İstanbul’u resmen işgal etmişlerdir.
Artık İstanbul’dan Anadolu’ya doğru bir kaçış başlayacaktır.

İşgal meselesi 16 Mart sabahı Ankara’ya bildirilmiştir. Bunun üzerine durum Heyet-i Temsiliye
tarafından büyük devletler nezdinde protesto edildikten başka, Mustafa Kemal yine Heyet-i Temsiliye
adına vilayetlere, müstakil livalara ve Kolordu kumandanlarına bir tebliğ göndermiştir. Mebusan
meclisi görevine devama imkân göremediğinden 18 Mart’ta, durumu hükümete de resmen bildirerek
dağıtılmıştır, bu durumda devlet merkezinin korunmasını, milletin istiklâlini, devletin kurtuluşunu
sağlayacak tedbirleri düşünüp, görüşüp, uygulamak üzere millet tarafından “selahiyet-i fevkaladeyi
hâiz” bir meclisin Ankara’da toplanması zorunlu olmuştur. Bu meclis Ankara’ya kaçıp gelebilen üyeler
dışında, yeni seçimler sonucunda üye sıfatını kazananlardan oluşacaktır.

Bu sayede Türk tarihinde yeni bir dönem başlamaktadır. Artık yeni oluşturulan meclis yavaş yavaş
duruma tamamen hakim olacak, kendisini yurt dışında da taraf olarak, bir siyasî güç olarak
tanıtacaktır. Ancak yine burada gözden kaçan bir şey vardır. O da, İstanbul’un işgali ve meclisin
dağıtılması aslında Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına bir sebep teşkil etmiştir. Zira ülkede meşru bir
meclis varken, yeni bir meclisin açılması düşünülemezdi. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, Mustafa
Kemâl her hareketinde meşruluk aramaktaydı. Bu sebepten O, İstanbul’da meclis varken yeni bir
meclis açma düşüncesini hiç bir zaman açığa vurmamıştır. Ayrıca Mustafa Kemal bütün Millî
Mücadele boyunca vatandaşlarının o zamanki duygularına, değer hükümlerine, kutsal bildiği,
benimsediği şeylere sadakat göstermesi ve bunlara karşı bir davranış içerisinde bulunmaması
başarısının en büyük etkenlerinden biri olmuştur.

Milli Mücadele döneminde iş başına gelen Osmanlı Hükümetlerine de kısaca bir göz atmak istersek, 4
yıl 21 gün süren bu dönemde 11 defa hükümet kurulmuştur. Çok güç şartlar altında işbaşına gelen bu
hükümetlerin, hem Osmanlılığın sonu, hem de yeni Türkiye’nin doğuşu bakımından olumlu ve
olumsuz etkileri olmuştur. Millî Mücadele’nin dışında ve karşısında görünen Osmanlı Hükümetleri
gerçekte bütün olayların içindedir. Hele aynı zamanda hükümet başkanları olan sadrazamların
şahsiyetleri bu açıdan ayrı bir önem taşımaktadır. Diğer taraftan padişah, saltanatın kurtuluşunu bu
adamların hünerinden beklemiştir. Avrupalı Devletler ise Türkiye üzerindeki ihtiraslarının tatminini
onların zaafından ummuşlardır.

Bunlardan İzzet Paşa kabinesinin kurulmasıyla, 14 Ekim 1918’de Osmanlı tarihinin son safhası
başlamış bulunuyordu. İzzet Paşa Hükümeti geçici bir hükümetti. Kısa ömürlü olup, Mondoros
mütarekesinin imzalanmasından 10 gün sonra çekilmiştir, bundan sonra iş başına gelen Tevfik ve
Damat Ferit Paşalar padişahın gözde adamları idiler. Bunun için söz konusu paşalar, bu dönemden iş
başına gelen 11 hükümetin sekizini teşkil etmişlerdir. Bunlardan sonra görev alan Ali Rıza Paşa ve
Salih Paşa hükümetleri Anadolu ile uzlaşmak amacıyla kurulmuş hükümetlerdir.

Bu dönemde iş başına gelmiş olan sadrazamların şahsiyetlerini ve Milli Mücadeleye bakışlarına da
kısaca değinmek istersek; bunlardan Ahmet İzzet Paşa, Son Osmanlı devlet adamları ve kumandanları
arasında çok sayılan ve güvenilen bir askerdi. Almanya’da tahsil görmüştür. Genelkurmay Başkanlığı
ve Harbiye Nazırlığında bulunmuştur. Mustafa Kemâl Paşa da İzzet Paşa’yı çok takdir eder ve sayardı.
Büyük ihtirasları olmayan bir kişiliği olup, verilen herhangi bir görevi rahatlıkla kabul ederdi. Bütün
meziyetlerine rağmen siyasî yapısı İstanbul ekolüne uygun olarak teşekkül ettiği için, Millî Mücadele
zamanında yanlış hareketlerde bulunmuş, Kuvâ-yı Milliye zihniyetini gereği gibi benimseyememiştir.

Ahmet Tevfik Paşa da ilk olarak Hariciye Nazırlığı yapmıştır. Birçok defa sadrazam olmuştur. Bütün
hayatında hiç bir siyasî teşekküle bağlanmamıştır. Osmanlı Devleti’nin son sadrazamı olarak tarihe
geçti. Refet Paşa’nm Ankara Hükümeti adına İstanbul’a hakim olması üzerine yerini yeni devletin
temsilcisine bırakmıştır.

Damat Ferit Paşa, Hariciye memuruyken saraya damat olmuştur. Hiç bir liyakat ve meziyeti olmadığı
söylenir. Hatta delice hareketlerde bulunan bir yapısı vardır. 5 defa sadarete getirilmiştir. İzmir’in
işgali, Kuvâ-yı Milliye hareketinin başlaması, Sivas ve Erzurum Kongreleri, Ali galip ve Anzavur olayları,
Sevr Antlaşması gibi önemli olaylar hükümeti zamanının önemli olaylarıdır. Milli Mücadele’ye engel
olmak için elinden geleni yapmıştır.

Ali Rıza Paşa ise, değerli bir askerdir. Almanya’da eğitim görmüştür. Birçok defa Harbiye Nazırlığı
yapmıştır. 2 Ekim 1919’da sadarete getirilmiştir. Bu sırada Heyet-i Temsiliye ile temasa geçmiş ve milli
hareketin İstanbul’da tanınmasına vesile olmuştur. Sadarete gelir gelmez Anadolu ile anlaşma zemini
aramış ve Amasya görüşmesini hazırlamıştır. Nitekim bunun sonucu olarak da Osmanlı Mebusan
Meclisi’nin toplanmasını sağlamıştır. Kendisi milliyetçi bir Türk olmakla birlikte geleneklere ve
hanedana bağlı bir Osmanlı paşası idi.

Salih Hulusi Paşa da Almanya’da eğitim görmüştür. Harbiye, Bahriye ve Nafia Nazırlıklarında
bulunmuştur. Ali Rıza Paşa Hükümeti sırasında Bahriye Nazırı idi ve Mustafa Kemal Paşa ile anlaşma
zemini aramak için İstanbul Hükümeti temsilcisi olarak Amasya’ya gönderildi. Ali Rıza Paşa’dan sonra
hükümeti kurma görevi verilmiştir. Ancak çok kısa sürmüştür. İstanbul’un işgali Salih Paşa’nın sadareti
zamanına rastlar. Nitekim İtilaf Devletlerinin Anadolu harekâtı aleyhindeki tekliflerini kabul etmeyip,
sadarete gelişinden 25 gün sonra istifasını vermiştir.
İsmail Gürol Uğurlu (İnşaat Yüksek Mühendisi

Bu yazı 1231 defa okunmuştur .