20 TEMMUZ 1974 KIBRIS BARIŞ HAREKATI
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
İsmail Gürol Uğurlu

İsmail Gürol Uğurlu

20 TEMMUZ 1974 KIBRIS BARIŞ HAREKATI

25 Temmuz 2017 - 10:30


Kıbrıs barış harekatı,20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin
Garanti Andlaşması’nın 3.maddesine istinaden gerçekleştirdiği askeri harekatın adıdır.Bu harekat
Cumhuriyetimizin yakın tarihindeki unutulmaz olaylardan birisidir.Türk Milletini eşi benzeri olmayan
bir biçimde kenetleyen başarılı bir zaferdir.Burada ki amacımızda ardından 43 yıl geçmiş olan bu
zaferi yeniden anmak ve bu yeni nesile unutturmamaktır.
Şimdi size Atilla Çilingir Beyin 20 Temmuz Barış Harekatı ile ilgili yazılmış bir yazısını sizinle
paylaşacağım.Ben okuduğumda çok beğendim ve bu harekatla ilgili bir çok konuyuda öğrenmiş
oldum.İsterseniz hep beraber okuyarak bu zaferin ne kadar zorluklarla kazanıldığını unutmayalım.
‘’Hayatta her hata bir ders, ne hata biter ne ders…’’

Tam 43 yıl geçmiş o savaş günlerinin ardından…

Yıllar öncesine dönmek; o günleri tekrar yaşamak, satırlara dökmek, savaşı anlatmak ne kadar zor!

Hele, hele kana kan; cana can katarak kurulmuş bir devleti anlatıyorsa o zaman,

Hele hele gönderlere çektiğimiz, çekilmiş ay yıldızlı bayrakların gölgesine emanet edilmişse
şühedalar…

Sonrasında ne çok şey değişmişse, neler neler görmezden gelinmişse, duyulmaz olmuşsa tarihin
derinliklerinden gelen nice sesler!

Nasıl anlatmalı, nasıl yazılmalı tarihe ışık tutacak gerçekler?

Ama yine de her ne yaşanırsa yaşansın;

Kıbrıs’ta, o gazi topraklarda vatan ve vazife uğruna savaşan; ‘milli davamız’ diye anılan Kıbrıs
konusunda pek çok kitaplar yazan kalemim, bir kez daha anlatmalı o günleri, bir kez daha tarihe not
düşmeli…

İşte yakın tarihimize şanla, şerefle yazılan 20 Temmuz 1974; İşte Kıbrıs Türkünün adada ki yaşam
geleceğini aydınlatan Girne’den Doğan Güneş:

Büyük Türk Milletinin sade bir vatandaşı olmanın gururuyla, onuruyla…

Hemen belirtmeliyim ki, konu henüz tam anlamı ve açıklığıyla anlatılmamış, harp tarihi inceleme ve
araştırma tekniğiyle açıklanmamıştır…

Kıbrıs Harekâtının bilinmeyen yönleri, açıklanmayan belgeleri de mutlaka mevcuttur, konu ise henüz
kapanmamıştır.

Kıbrıs’ta bir anlaşma ortamı değil; sadece bir ateş kes anlaşması mevcuttur. 1968 yılından bugüne
çözüm adına defalarca kurulan müzakere masası; GKRY ve Yunanistan’ın uzlaşmaz tutumu nedeniyle,
her defasında bu ikili tarafından devrilmiş, çözümden uzaklaşılmıştır.

Hal böyle olunca bu harekât henüz bitmemiş, ara verilmiştir de denilebilir!

Çünkü kaybeden taraf, bir anlaşmaya yanaşmıyorsa eğer; düşündüğü bir başka şey vardır!

O da ‘çatışmadır’; anlaşmanın alternatifi çatışma ortamı yaratmaktır. Zaten 15 Temmuz 1974
tarihinde de adada ki Rumlar, Yunanistan Cuntasının desteği ile o savaşı yaratan ortama neden
olmuş; adayı Yunanistan’a bağlamak istemişlerdi…

Türkiye 1960 yılında imzalanmış uluslararası antlaşmalardan doğan ‘Garanti ve Güvenlik’ hakkı
nedeniyle Kıbrıs’a müdahale etmiş; Rumların Kıbrıs Türk Halkını topyekûn ortadan kaldırmasını,
adanın Yunanistan’a bağlamasını önlemiştir.

Eğer 43 yıldan bugüne adada bir çatışma yaşanmamışsa; bunun tek bir nedeni vardır; o da adadaki
barışın teminatı olan Türk askerinin varlığıdır.

Ve…

‘’43 yıl önce o gece…

Tarih: 20 Temmuz 1974, saatler 05.00…

Yüzbaşı Süha Baykara’nın kulağına yapıştırdığı transistörlü o radyodan, dönemin Başbakan’ı rahmetli
Karaoğlan’ın, Sn. Ecevit’in sesi duyuluyordu:

‘’…Şu andan itibaren paraşüt birliklerimiz ile çıkartma birliklerimiz dalga, dalga Kıbrıs semalarına
inmeye; Girne kıyılarına çıkmaya başlamıştır. Tanrı, Kahraman Silahlı Kuvvetlerimizi muzaffer
kılsın.’’

Tarih 20 Temmuz 1974…

Girne’nin 10 km. kadar batısında küçük bir plaj vardı…

Günün ilk ışıkları, pırıltılarını yeni yeni bırakıyordu bu küçük plajın üstüne… Yaşamın tüm güzellikleri
yansıyordu coşkulu çığlıklar atan turistlerin gönlüne…

Özellikle İngiliz turistlerin tercih ettiği bir yerdi bu küçücük koy. Yumuşacık bembeyaz kumuyla,
dalgaların oynaştığı, denizle kucaklaştığı kuytusuyla, sessizliğiyle herkese sevdirmişti kendini…

Derinliği 9 metre, uzunluğu ise; ancak 100-150 metre kadardı. Yola çıkmak için yüksekçe bir setin
aşılması gerektiğinden olacak, herkes kolaylıkla gelemezdi…

Zaten, etrafı bomboş bir arazinin kenarına sıkışıvermişti. Buradan çok nadir zamanlarda bir araç
geçerdi…

İşte o plaj;

O cumartesi sabahı her zamanki gibi gerine, gerine uyandı. Güneş, Beşparmakların ardından Girne
semalarını çoktan aydınlatmıştı…

O alımlı plajın etekleri yavaş, yavaş ısınmaya başlamış, dümdüz deniz yumuşacık dalgalarıyla, o
güzelim kumsalı okşuyordu…

Plaj, güzelliğinden emin, gözlerini kırpıştırarak etrafına bakındı. Martılar zarif görünümlerine
yakışmayan sesleriyle süzülürken bulutların arasına, arkadan dağların bir yerlerinden birkaç koyun
melemesi yankılanıyor, horozların; ‘sabah oldu artık’ ötüşleri duyuluyordu…

Böylesine sakin, sessiz bir yerde olmak ne büyük mutluluktu…

Yaşamak ne güzeldi…

‘’Güzel sıcak bir gün başlıyor’’ diye mırıldandı kendi, kendine plaj…

Ama o da ne?

Birkaç mil ötede hafif bir sis kümesinin içinden koca, koca gemiler belirmiş; üzerinden uçaklar geçiyor,
dayanılmaz bir gürültü çıkarıyordu…

Hiç tanımadığı bu gemiler yaklaştıkça kıyısına, içlerinden ilk defa gördüğü giysilere bürünmüş, yağız
çehreli, etraflarına kısılmış ama kararlı gözlerle bakan insanlar denize atlamaya başlamışlar! Giderek
çoğalıyor, yüksek sesle ‘Allah’ın’ adını anıyorlardı…

İşte o güzelliklerle dolu plaj acı, acı ağlamaya başladı…

Debelendi, çırpındı, yalvardı!

Ve…

O sabah hiçbir şeyin farkına varamadan öldü..!

Gerçek o ki; savaş başlamıştı…’’ (Bk: Girne’den Doğan Güneş-Atilla Çilingir, 1997)

Temmuz ayının 20’sinde o güzel hafta sonunda, turizmin cenneti Kıbrıs’a; Türk paraşütçülerinin
atlayış yapacağı, helikopterlerle adaya inen komandoların görüneceği, o güzelim koya çıkan Deniz
Piyade Birliklerimizin, Girne sahillerine çıkabileceği hiç kimsenin aklına dahi gelmemişti…

Zaten Rumlar da adaya çıkartma yapılamayacağına, Beşparmak Dağlarının geçilemeyeceğine o kadar
çok alıştırmışlardı ki kendilerini!

Harekât başladıktan 3 saat sonra Rum kuvvetleri alarm durumuna geçirilebilmişti! Tam bir baskın
anıydı…

İşte bu 3 saatlik gecikme bizim çok işimize yaramış; paraşütçülerimiz ağır bir kayba uğramadan
atlayışlarını tamamlamışlar, helikopterlerimiz kayıp vermeden indirme bölgesine gelmiş, çıkartma
birliklerimizin ilk dalgası en az zayiatla kıyı başını tutmayı başarmıştı…

Rumlar şaşkındı, Yunan Cuntası şaşkın… Dünyanın gözü, kulağı tüm haber kanalları adaya odaklanmış,
İngiltere, Amerika, Rusya; Türkiye’nin böylesi bir adımı nasıl attığına bakakalmıştı…

Artık kader çizgisi yeniden yazılmaya başlamıştı adanın…

Dudaklarda dualarımızla başladık adaya inmeye, korkusuz yürekleriyle binlerce Mehmetçik… Tek bir
amaç vardı: Türkleri kurtarıp, adaya barış getirmek…

Çok geçmeden savaşın acımasızlığı adanın tamamına yayılmış, pek çok masum sivil Türk’ün katliam
haberleri gelmeye başlamıştı.

Rumlar, tıpkı ‘’1963 kanlı Noel olaylarında’’ olduğu gibi sivil Türk halkını acımasızca öldürmeye
başlamışlardı.

Ama artık adada Türk askeri vardı. Kıbrıs Türk’ünü yıllar boyunca kahramanca savunan Kıbrıs Türk
Mücahitleriyle birleşme sağlanmış; kısa bir süre içinde adada inilen ve çıkılan bölgelerin tamamı
kontrol altına alınmıştı.

20 Temmuz’da Girne’den doğan ‘özgürlük güneşi’ çok geçmeden Kıbrıs Türklerinin yaşam geleceğini
de aydınlattı.

14 Ağustos 1974 de başlayan 2’nci harekât sonrasında da, adanın bugünkü haritası da çizilmiş oldu…

498 vatan evladımız bu uğurda seve seve canlarını feda ettiler. Şu anda o gazi toprakların serdarlığını
yapıyorlar.

Benim gibi binlercemiz Gazi olduk; bugün milletimizin emrinde o günlerin gururunu taşıyoruz.

O savaş döneminin ardından neredeyse tam yarım asır geçti.

Bu uzun süre, adada çok şeyi de değiştirdi..!

Zaman bu, tabii ki değişecek…

Ama ne yazık ki, adada değişmeyen tek şey; Rumların uzlaşmaz tutumu olarak kaldı. Hala adanın
sahibi gibi davranıp, Kıbrıs Türk Halkına azınlık muamelesi yapmanın peşindeler.

Hala uluslararası camiayı peşlerine takıp, Türkiye’nin garantörlük hakkını nasıl kaldırırız, Türk askerini
adadan nasıl çıkarırız oyunlarını oynamanın gayretindeler.

Ama bilmiyorlar, anlamıyorlar, öğrenemediler!

Adayı ele geçirmek için oynadıkları tüm oyunlar, 20 Temmuz 1974’te bitti…

Yıllar önce Türk Ulusunun milli menfaatlerini korumak, adada yaşayan Kıbrıs Türk’ünün yaşam
geleceğini aydınlatmak adına; ‘’Girne’den Doğan Güneş’’, ‘özgürlük güneşi’ bir daha batmayacak
artık…

Şu hususu da; tarihe not düşerek bir kez daha hatırlatmak gerekir:

‘’Ne zaman geleceksin? Bu kaçıncı Bahar?’’ şarkısını söyleyerek, adada yıllar boyunca Türklerle alay
eden Rum tarafı; aynı çılgınlığı bir kez daha yapacak olursa eğer!

Unutulmasın ki,

Türk Milleti Kıbrıs konusunda:

‘’Bu kadar yürekten çağırma beni; bir gece ansızım gelebilirim…’’ diyecek kadar hala çok güçlü ve
kararlıdır…

(20 Temmuz 1974’de hayatını vatan ve vazife uğrunda seve, seve feda eden Mehmetçiklerimizi,
Mücahitlerimizi minnetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor; aynı rütbeyi taşımaktan
onur duyduğum tüm Gazilerimize sağlık ve mutluluk dolu nice uzun yıllar diliyorum.)
İsmail Gürol Uğurlu
İnşaat Yüksek Mühendisi

Bu yazı 1370 defa okunmuştur .