Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
M.Emin BİÇEROL

M.Emin BİÇEROL

Vac Victis

12 Mart 2016 - 16:10

Cumhuriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül hakkında Anayasa mahkemesinin hak ihlali tespit edip, tutuksuz yargılanmaları kararı vermesi  sonrası ceza evinden tahliye edilmeleri üzerine herkes gibi Sayın Cumhur Başkanımız bu konuda düşüncelerini açıkladı. Özetle ; anayasa mahkemesinin verdiği karara uymayacağını, saygı duymadığını ifade etti. Başbakan ve Adelet Bakanı da mahkeme kararını doğru bulmadıklarını söylediler.

Heraklit’in, “Adaletsizliği bir yangından daha çabuk önlemeliyiz” sözlerini hatırlatırcasına karar veren mahkemenin sayın yargıçlarını alkışlamak onurlu bir davranış olacaktır.

Anayasa mahkemesinin, yüksek yargının seçkin yargıçları bu kararı verirken hiç süphe yok ki; Evrenlsel hukuk normları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin karar ve içtihatları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının kararlarına dayanak teşkil eden maddelerini göz önünde tutarak, vicdanlarının sesini dinleyerek karar vermişlerdir. Bu kararları ile yüksek mahkeme hak ve özgürlükler alanında uluslar arası vicdanında sesi olmuştur ki, mahkemenin kararı batı dünyasından övgü almıştır.

Yüksek mahkemeyi ve üyelerini yıpratmak o yolu deniyenlere şan, şeref gibi payeler getirmediği bilinmektedir. Tam da bu noktada, 15 Eylül 1972 tarihinde Yargıtay onursal başkanlarından Prof. Dr. Sami Selçuk’un Çanakkale/yenice ilçesi Cumhuriyet Savcısı iken Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir yazsısından alıntı ile okuyucularımı bilgilendirmeyi görev bildim.

“M.Ö. 390 yılı. Galyalılılar Roma’ yı kuşatırlar. 7 aylık bir direnişten sonra teslim olan Romalılara Galyalı Başbuğ Brennüs, belli miktarda altın verilirse kuşatmaya kaldıracağını bildirir. Altınlar tartılırken 80 Romalı Senatör, yapılan hileye karşı çıkarlar. O anda Brennüs ağır kılıcını çekerek, adeletin simgesi terazinin öbür kefesine atar ve haykırır; “VAC VİCTİS!” yani “ VEYL YENİKLERE!” .

Bu söz daha sonraları güçsüzlerin alın yazıları için söylene gelmiştir. Ne zaman ki, kuvvetin hak olmadığı hukukun üstünlüğü anlayışı egemen olmuş, işte o zaman Brennüsler kılınçlarını kınlarına sokmak zorunda kalmışlardır. Bu konuda adalet tarihinin yazdığı en güzel örnek, büyük Frederick ile değirmenci olayıdır. Sansui sarayının bahçesini genişletmek için kral, bir köylünün değirmenini satın almak ister. Değirmenci reddeder Kral “ZORLA ALIRIM” deyince de, değirmenci bu defa, şu anlamlı cevabı verir; “BERLİN’DE YARGIÇLAR VAR !” Çünkü yargıçların bulunduğu bir ülkede bilimsel değişle, hukukun egemen olduğu bir toplumda, kimse zorla ve kendiliğinden hakkını alamaz. Güçlüde güçsüzde, kralda, değirmenci de aynı yasalara tabidir. Yasalar önünde eşittirler. Eşitlikse adaletin ta kendisidir.

“Bir ulusun uygarlık düzeyini ölçmek istiyorsanız orada adaletin gerçekleşme derecesine bakınız” der. Romalı A.GİDE

İşte bu gerçeklerin doğrultusunda tarihsel derslerden esinlenen uygar uluslar, yargıca güvenmek, güvence tanıma bilincine ulaşmışlardır. İstenmiştir ki, her yerde yargıçlar Frederick’in yargıçları gibi olsunlar. Korkusuz, tarafsız ve hak sever. Bu kaygılarla bizim anayasamızda yargıç güvencesini “Doğal yargıç” kavramını düzenlemiş, görülen davalar üzerinde yasama organındaki tartışmaları yasaklamıştır. Son gelişmelerden sonra anlaşılıyor ki, yasamanın ve yürütmenin başındakiler, mahkemelerden ve yargıçlardan sığ akıllarına uygun kararlar vermelerini bekliyorlar. Oysa yargıçlara, mahkemelere güvenmeyi içlerine sindirmeyi öğrene bilmiş olsalardı Türkiye çoktan hukuk devleti olacak, üçüncü dünya ülkesi damgası yemekten kurtulacaktı.

BAĞNAZLIK;

Bağnazlık; hangi alanda olursa olsun bir inanış, bir görüş düşünüş tekelciliğidir. Bağnazlık bir insanın yalnız kendi inancının biricik gerçek olduğunu sanması, üstelik bu inancını zorla kabul etmeye çalışması demektir. Bu bakımdan bağnazlık kendini beğenmişliğin aynı zamanda duygu ve düşünce darlığının ifadesidir. Mahkeme kararlarını eleştirmek görüş beyan etmek aklı olan düşünen her seviyede insan için doğal sayılabilir. Ancak mahkeme kararlarını tanımadığını, saygı duymadığını ilan etmek, devletin tepe noktalarındaki yönetenlerden duymak, sıradan vatandaşları kafasını karıştırmak değilde nedir ?

Devletin tepe noktalarındaki bir kısım bağnaz kişilikler, halkımızın bir kısmının aymazlığından yararlanıp başımıza Brennus kesilmesi, millete gözdağı verme cesaretini kendisinde görebilmesi “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” aldırmazlığında, herkese yetecek kadar yılan üreyebileceğini aklına getirmeyen, cahiliye devrinden kalma ahmaklar ve korkaklar yüzündendir

Son Söz; Cesur bir defa, korkaklar hergün ölür !

Bu yazı 2568 defa okunmuştur .